20 Haziran 2012 Çarşamba

Karanlık


zarken hayal gücü kullanınca çok güzel şeyler ortaya çıkarabiliyor insan.. Yazarken, hayal ederken bile an be an yaşadığım bir yazı oldu Karanlığa Başkaldırı.. Kasım 2011de yazmış olsam da bugünüme de uyuyor bu yazı.. Beğenmeniz dileğiyle, yazı sonunda da yine güzel bir şarkı var, keyifle okuyun ve keyifle dinleyin!
—–
Sonbahar renginde bir hüzün, hüzün renginde bir gökyüzü, koyu kızıl, tam da güneş kaybolurken ufuk çizgisinde.. Kızıl ve mavinin birleştiği yerde bir Yunan adası, adını bilmiyorum, öylece duruyor.. Gökyüzünün hüznüne ayak uyduran usul ve cılız dalgalar vuruyor kıyıya ve suyun doğal sesi mest ediyor beni.. Bodrum’da gün batıyor yine ve yine sessizim.. Kurmak istediğim çok cümle var dilimin ucunda ama neye yarar ki konuşmam, dalgalara mı anlatayım? Dinler mi kızıl gökyüzü beni ya da duyar mı beni Yunan adası?
Hüznün mevsimi sonbahardır derler ama yaz da hüzün veriyor bana kış da, ve hatta bahar bile.. Hem, hüznün mevsimi mi olurmuş? Hüzünlendiren mevsim tanımıyor ki! Bazen bir şarkıda hüzünleniyor insan, bazen bir hatırada; ya da hayal kırıklıkları geliyor aklına, belki de kalbi hala kırık.. Hani insan yara alır, bir el değer ve zamanla yarası iyileşir ama izi kalmıştır ya bir kere; kalp kırığının da izi kalıyor tam da öyle..
Güneş iyice kayboldu ben bu satırları yazarken ve kızıl gökyüzü artık yerini yavaş yavaş gece mavisine bırakıyor.. Rüzgar şimdi daha serin ve dalgaların sesi daha çok duyuluyor.. Bu kadar sessizlik iyi değil, bu kadar sessizlik içinde yalnız kalmak fazla düşündürüyor insanı.. Bir müzik tınlasa şimdi kulağımda, ya da bir şarkı fısıldasa rüzgar ve ben gözlerimi kapatsam..
Kimdi giden, kimdi kalan?
Giden mi suçludur her zaman?
Aslında giden değil,
Kalandır terk eden…
Giden de bu yüzden gitmiştir zaten…
Hala yerinde Yunan adası, tüm cansızlığıyla.. Hala esiyor rüzgar, sadece biraz daha serin.. Dalgalar hala aynı dili konuşuyorlar ve bende hala bir hüzün.. Ay bile bu gece her zamankinden daha az parlıyor ve ben yine sessizim.. Tek değişen şey gökyüzünün rengi, yıldızlar süslüyor olsa bile yine de siyah, yine karamsar ve yine umutsuz.. Koskoca gökyüzü, yalnızlık kokuyor bu gece, önceki geceler gibi.. Belki de bu yüzden sevmemeye başladım siyahı, belki de bu yüzden siyah mutsuz ediyor beni.. Kalp kırıklarını hatırlatıyor ve hayal kırıklıklarını..
Her günüm siyahla bitiyor belki, ama tek bildiğim ve her şeyden öte değişmeyen tek şey var ki; her karanlık geceyi aydınlık bir gün takip ediyor.. İşte bunu bilerek yaşıyorum ve siyaha karşı bir asi gibi isyan ediyorum, baş kaldırıyorum..

Söylesene benden güçlü müsün, her gece karşıma çıkan siyah?

Hiç sanmıyorum.


Kaynak: http://www.candanblog.com/yazilarim/karanliga-baskaldiri/#ixzz1yMnhr6Yx

Olmaz mı


Bir sabah uyansam ve hayatın rengi inci beyaz olsa, yok olsa tüm hayal kırıklıklarım ve kötü anılarım, umut edip de erişemediklerim… Gözümü açtığımda hayallerim ve yaşamak istediğim hayat yansısa beyaz tavana ve sıcak yorganımın altından izlesem, olmak istediğim beni ve sahip olmak istediklerimi… An gelse kamaşsa gözlerim, harelense gördüklerim ve sus pus olsam; beyazın içinde ne göreceğimi bilmeden… Sol yanımdan ılık bir sabah rüzgarı esse ve getirse hanımeli kokusunu burnumun kıyısına…
-
Artık yorganın altından çıkma vakti gelse de bulutlara değse ayaklarım, güneşe daha yakın olsam ve gölgem düşse bu kentin en tenha sokaklarına, en işlek caddelerine, benim geçtiğim her yere… Gün vakti bir yıldız kaysa o an ve istemsiz bir gülümseme yerleşse dudağımın kenarına, içten ve samimi… Etrafındaki gülüşlerin çoğu sahte, çoğu samimiyetten uzak, farkında mısın? Sana gülen dudakların bazılarından, sen yokken dökülenleri bir duysan be adam… Arkandan neler konuşulduğunu ve hakkında söylenenleri bir işitsen, o zaman daha iyi anlayacaksın sahte ve gerçeğin farkını…
-
Güneşe daha yakın olsam dedim ve ayağımın altındaki bulutları öfkelendirdim sanırım, kararıyorlar gitgide ve örtüyorlar bu kentin üzerini… Kararmasa ya bulutlar? Bırakmasalar ya göz yaşı büyüklüğünde su tanelerini umarsızca? Ya da, ben de karışsam yağmura ve düşsem özgürce, tek başıma, sonra toprağa karışsam ve toprak koksa tenim… Yeşilin envai çeşit tonuna hayat versem, yeşil olsam, yeşersem bu kentin en özel yerinde…
-
Sonra bir sabah seher vakti uyansam ve her şeyi yaşasam tekrar tekrar; ta ki O’nun yanında yeşerene kadar…
-

Olmaz mı?



Kaynak: http://www.candanblog.com/yazilarim/istesem-olmaz-mi/#ixzz1yMnDiIdm

17 Haziran 2012 Pazar

Hüzün Dediğin 5 Harf Tek Kelime


Hüzün denilen duygu ne çok çıkıyor karşımıza… Bazen bir hayal kırıklığının etkisinde hissettiriyor kendini, bazen bir ayrılıkta, bazen bir kayıpta… Öyle ki, bir şarkıda bile hüzünlenebiliyor insan, hüznü hissedebiliyor.. İnsan ne kadar umursamaz olursa olsun öyle bir gün, öyle bir an geliyor ki hüzün denen duygu, o umursamaz insanı bile devirip devam edebiliyor yoluna. Umursamazı deviren hüzün, umursayanı yerle yeksan ediyor elbet; tabiri caizse ezip geçiyor. Dudakları mühürleyip gözleri konuşturan hüzün, bakışların sessizliğinde gösteriyor varlığını.
-
Kimisi hüznünü gizlemeye çalışır, biriktirir içinde; kimisi ise bekletmez döker.. Kimisi de öyle ümitsizce kaçar ki hüzünden, an gelir kendi bile inanmaz kaçabileceğine. Oysa zaten kaçmamak gerekir hüzünden; mutluluk, keyif, coşku ve diğerlerinin değeri nasıl bilinir ki hüznü yaşamadan, onu hissetmeden? Hüznü yaşamayan insan, mutluluğu yaşayabilir mi?
-
Hem güzeldir hüzün; “Ben dörtlük bile yazamam” diyeni şair yapar, insanı kendisiyle buluşturur. Hüzünden şarkı besteleyeni bile var yahu! “Ben Türk Sanat Müziği dinlemem” diyene öyle bir dinletir ki TSM’den seçmeleri, haftasında ezberlersin hüznüne uygun eserleri.
“Hüzün, geçmekte olan bir bulutun gölgesidir yalnızca…” – Yann MARTEL
Ne güzel yazmış Kanadalı yazar Yann MARTEL, Pi’nin Yaşamı (Life of Pi) isimli kitabında, değil mi? Her karanlığın sonu aydınlık değil mi? Her yağmurlu günün ertesinde, ıslak toprak kokusunun sade ve kesif kokusu, burnumuzda hayatın güzelliğine dair bir iz bırakmaz mı? Her yağmur bulutunun ardında -bulut ne kadar kara ve karamsar olursa olsun-, güneş saklı değil mi? Güneşi engelleyen bulutları dağıtmak için bir rüzgar yeterli; tıpkı bir insanın hayatımızdaki hüznü dağıtıp, yüzümüze, hüznün yerleştiği gözlerimize mutluluk getirebileceği gibi..
-
Son bir söz de benden olsun o zaman:
“İstediği kadar yıkıcı olsun, istediği kadar ezici; eninde sonunda hüzün de geçici.”


Kaynak: http://www.candanblog.com/yazilarim/huzun-dedigin-5-harf-tek-kelime/#ixzz1y3tuDPYE  Yine döktürmüş. Tşk ediyorum

Pruvası Kırık Hayat

Hep hayat hakkında bir şeyler yazıyorum, belki de fark etmiştir bazılarınız.. Hayat şöyle, hayat böyle, hayat, hayat, hayat… Şöyle bir etrafıma bakıyorum da; ne görsem, ne duysam, ne bilsem hepsinde biraz hayat var; istisnasız… Can var her birinde, yaşam var, nefes alıp veriyorlar sanki kulağımın dibinde.. Ama sonra fark ediyorum ki, o etrafımda gördüğüm, hissettiğim hayat Ben’im.. Hayat ne yöne, hayatım nereye, ben de oraya…

Kaynak: http://www.candanblog.com/yazilarim/pruvasi-kirik-hayat/#ixzz1y3tSWgue
Tşk ediyorum.Candan bloğa :D

ANKARA


Sessizsin Ankara..

Oyuncağını kaybetmiş bir çocuk, salıncaktaki tedirgin bebek, titreyen yaprak gibi sessizsin bugün.. Kimsesiz bir çocuğun hüznünden dökülen, yanağından süzülen, çenesinde biriken gözyaşı gibi sessizsin.. Havan bile bir değişik, aylardan olmuş neredeyse Haziran, sen hala yağmur çiseliyorsun en olmadık zamanlarda.. Rüzgarın da soğuk, esse ya şöyle ılık bir rüzgar, esse de ısıtsa gece vakti içimi? Ne kadar da başına buyruksun öyle Ankara?

Hem zaten…

Bencilsin de Ankara…

Keyfine göre yağmur, keyfine göre rüzgar, keyfine göre güneş.. Sen istersen var olan, istemezsen yok oluyor.. Ne zamanki birisi, bir şey seninle aşık atacak olsa kafamda, hep çirkefleşiyorsun Ankara.. Tahammül edemiyorsun başka güzelliklere, kıskanıyorsun, “İlle de ben!” diyorsun o sessizliğinle.. Gündüzünün ardında gecen gelirken, sessizliğinle sen her seferinde beni tekrar kandırıyorsun..

Üstüne üstlük…

Bazen çok çekilmezsin Ankara..

Belli değil ki ne zaman gülümseyeceğin, ya da ne zaman hüzünleneceğin? Çıksam Kurtuluş Tepesi’ne, seyretsem seni tüm benliğinle; kimi zaman sönüyor ışıkların hüzünle erkenden, ya da bazen havai fişekler aydınlatıyor çehreni sen gülümserken.. Kale’den gün batımını izlerken üstüne çöken masumiyet, yerini karmaşık bir hareketliliğe bırakıyor Sakarya gecelerinde.. Adımlarımı Bestekar’da çalan şarkılarınla atarken, aklım Tunalı’da kalabiliyor.. Sen, serin yaz gecelerinde gökyüzünü yıldızlarla süslüyorsun ama, ben onlara dokunamıyorum ki Ankara?

Ama yine de…

Sen ne vakit beyaza bürünsen, Kuğulu’da oturup kahve içmek, ayazına eşlik etmek keyif veriyor Ankara.. Ne vakit kahveme eşlik edecek birini arasam, apansız çıka geliyorsun en içten samimiyetinle.. Bazen dudağımda inceden bir ıslık, senin caddelerin tenha, ben hayta; rüzgarınla bana eşlik ediyorsun Ankara.. Kaleden izlerken gün batımını, üzerine çöken masumiyetine her defasında aşık oluyorum.. Sonbaharın ayrı güzel, kış vaktin apayrı.. Bir tek yaz geldiğinde katlanmak zor oluyor sana, bir tek yaz vakti -o da arada bir, bir kaç gün yeterli- seni bırakıp gitmek istiyorum; ah bir de denizin olsaydı kenarında demlenebileceğim..

Ne güzel olurdu..

Değil mi Ankara?

——————-


Kaynak: http://www.candanblog.com/yazilarim/degil-mi-ankara/#ixzz1y3sdpX4T  Tşk ediyorum bu güzel yazısından dolayı

Gerçekten de.. Ve umut ışığı görmekse daha da güzel.. İkisi arasındaki fark çok ince: birinde tünelin sonu olduğunu biliyorsun, diğerindeyse tünelin sonundaki ışığı görüyorsun.. Işık her zaman karanlıktan daha çekici, daha olumlu; o yüzden ışığı gördüğün zaman heyecan duyuyor ve aydınlığı hayal etmeye başlıyorsun.. Hayal ettiğin şey belki sade ve güzel bir manzara, belki modern bir şehir; belki altın rengi kumla kaplı bir sahil kıyısı ya da yemyeşil doğaya eşlik eden masmavi bir gökyüzü..
Işığın ardında her şey harika, her şey çok güzel ve sen mest oluyorsun!
Hayaller.. İnsan, karanlıktayken aydınlığı gördüğü zaman, hayalinde kötüye yer vermiyor; çünkü aydınlık aslında onu, o kötü karanlıktan kurtarabilecek yegane şey!

Ama hayat bu, ne zaman ne olacağı belli olmuyor.. Bir rüzgar devirebiliyor ışığı kapatacak olan kayayı ve ışıkla beraber kurduğun hayaller de yitip gidiyor; en iyi ihtimalle erteleniyorlar.. Elde kalan şey varlığın oluyor, ve izlediğin yol boyu öğrendiklerin.. Belki, şanslıysan eğer biraz olsun, bir ışık süzülüyor kayanın kıyısından ve loş bir çehre kaplıyor etrafını.. Yine başladığın yerdesin, farkında mısın? Yine umut etmeye başlıyorsun, bekliyorsun ki bir başka rüzgar kayayı yerinden oynatsın ve tekrar görünsün umut ışığın..

Sahiden de, umut etmek güzel şey..


Ne dersin?



Candanblog'a tşkler

Bir sabah


Bir sabah uyansam ve hayatın rengi inci beyaz olsa, yok olsa tüm hayal kırıklıklarım ve kötü anılarım, umut edip de erişemediklerim… Gözümü açtığımda hayallerim ve yaşamak istediğim hayat yansısa beyaz tavana ve sıcak yorganımın altından izlesem, olmak istediğim beni ve sahip olmak istediklerimi… An gelse kamaşsa gözlerim, harelense gördüklerim ve sus pus olsam; beyazın içinde ne göreceğimi bilmeden… Sol yanımdan ılık bir sabah rüzgarı esse ve getirse hanımeli kokusunu burnumun kıyısına…
-
Artık yorganın altından çıkma vakti gelse de bulutlara değse ayaklarım, güneşe daha yakın olsam ve gölgem düşse bu kentin en tenha sokaklarına, en işlek caddelerine, benim geçtiğim her yere… Gün vakti bir yıldız kaysa o an ve istemsiz bir gülümseme yerleşse dudağımın kenarına, içten ve samimi… Etrafındaki gülüşlerin çoğu sahte, çoğu samimiyetten uzak, farkında mısın? Sana gülen dudakların bazılarından, sen yokken dökülenleri bir duysan be adam… Arkandan neler konuşulduğunu ve hakkında söylenenleri bir işitsen, o zaman daha iyi anlayacaksın sahte ve gerçeğin farkını…
-
Güneşe daha yakın olsam dedim ve ayağımın altındaki bulutları öfkelendirdim sanırım, kararıyorlar gitgide ve örtüyorlar bu kentin üzerini… Kararmasa ya bulutlar? Bırakmasalar ya göz yaşı büyüklüğünde su tanelerini umarsızca? Ya da, ben de karışsam yağmura ve düşsem özgürce, tek başıma, sonra toprağa karışsam ve toprak koksa tenim… Yeşilin envai çeşit tonuna hayat versem, yeşil olsam, yeşersem bu kentin en özel yerinde…
-
Sonra bir sabah seher vakti uyansam ve her şeyi yaşasam tekrar tekrar; ta ki O’nun yanında yeşerene kadar…


Kaynak: http://www.candanblog.com/yazilarim/istesem-olmaz-mi/#ixzz1y3sCUDfZ
Candanblog'daki içerikleri, kaynak göstermek şartıyla dilediğiniz gibi paylaşabilirsiniz. Lütfen bu kısmı kaldırmayın. 

http://www.hocam.com/ Tavsiye ediyorum...

http://www.hocam.com/ sadece üniversite öğrencilerinin üye olduğu bilgi alışverişi yapılan , kültürel etkinlikler barındıran , çeşitli testlerin bulunduğu , siyasal , genel kültür , güncel konular , eğitim vb konulara dair bilgilerin bulunduğu bir sosyal ağdır . Üniversiteliler haydi hep beraber hocama . http://www.hocam.com/    ,    Hocam.com | Sadece Üniversite Öğrencilerinin Üye Olabileceği Tek Üniversite Sosyal Ağı http://www.hocam.com/ Hocam, sadece üniversite öğrencilerinin üye olabildiği Türkiye'nin tek sosyal ağıdır. http://www.hocam.com/ adresine 12 sene öncesinden tanıdıgım birine http://www.hocam.com/ sayesinde ulasabilecegim için üye oldum.    , hocam.com a saygılarımı sunar sitenin adminlerine çok teşekkür ederim, boylesine sosyal bir server açtıklarını için tüm türkiye ogrenci kampuslerini aynı catı altında topladıkları içinde cok sanslı oldugumuzu ifade etmek istiyoırum saygın ve seviyeli bir site herkesi buraya bekliyoruz. . http://www.hocam.com/   ,http://www.hocam.com/

Sallayın facei , Twt i ;; www.hocam.com/ en iyisi

www.hocam.com/ gerçekten harika bir site. içerisinde okey tavla vb oyunlar oynayabiliyor, arkdaşlarımlada sohbet edebiliyorum. hocam.com a üye olduktan sonra sosyal çevrem oldukça gelişti ve yeni arkdaşlıklar edindim. ayrıca kendi arkdaşlarımında bir çogu hocam.com  da. gerçekten herkesin üye olması gereken bir site. adresi:  http://www.hocam.com/  , http://www.hocam.com/ 

İlk 5

sporting lisbon, academia de alcochete
portekiz kulübünün antrenman tesisleri tek kelimeyle mükemmel. dünyanın en iyilerinden biri olarak kabul ediliyor. birçok avrupa takımı da sezon öncesi hazırlık kamplarını bu tesislerde yapmak için birbirleriyle yarışıyor. burası aynı zamanda portekiz milli takımın da kamp yaptığı yer.

Volume

"müziğin kalitesi benim için önemli hocam, enstrüman kalitesi, sözlerin anlamı. toplumu yönlendirmeli müzik. john lennon bir devrimcidir, rock müzik dinlerken insanın içindeki isyan yükselir, mtv kuşağı öldürdü bunları". bunları söyleyen bir 80 kuşağının önüne mory kante'den yeke yeke'yi koyun. o yerli dilindeki şarkıyı ezbere söylemezse ne olayım.

Amerikan

"her şey tükendi" gibi bir şey hissedince derhal en başa dönme arzusu oluşabiliyor ya, ben de güncel dizilerden bunalıp 'muhteşem yabancı'yı izlemeye başladım. balki'yi izlerken aklıma borat geldi, borat gitti don carleone geldi, vay be dedim kendi kendime, amerika'yı amerika yapmak için tüm gezegen bir araya gelmiş sanki!

Kuyruk

şimdi geçmişe baktığımda o kendini çok aşmış zanneden insanlar gibi çocukça bulmuyorum yaptıklarımı, bana yapılanları. hepimiz aşk denen amfetamin kuyusunun başında kuyruktayız.
ne kadar büyükse sana o kadar yoğun hissettiriyor. şimdiki zamandan bakıp o zaman olanları küçümsemek, o mutsuz çocuğa haksızlık gibi sanki.

Simnya ?

hala kızına kezban ismini koyanlar varmış ya, çok şaşırdım. kezban ismini özel isim değilde yaşantısından utanıp özenti hareketler yapan varoş kızlarına takılan bir aşağılama sıfatı olarak biliyordum.

Fil Uçuşu

televizyon dizisi estetiğinde ve mantığında, aceleye getirilmiş olduğu her halinden belli, “biz ne verirsek seyirci onu alır” düşüncesinin parlatıldığı işler sadece alan daraltmaya yarıyor. özellikle sıradan seyirci belki çekim tekniklerinden, ince oyunculuklardan anlamıyor ama konu hikayeye gelince kolay kolay “yemiyor”. türkiye’de sinema, hala hikayesini arıyor

Smell

yaşamım boyunca sevdiğim kızları, kadınları ya da her neyse artık onları kokularıyla hatırladım. mesela en eskisi elma gibi kokardı, diğeri bal badem, diğeri vanilya, diğeri çilek, en belalısı da tarçın.